ayın konuğu

Söyleşi: Şahin Yıldırım-www.sahinyildirim.com

Fikret Otyam’la Kısaca

Kimse Duymasın Lütfen!

Şahin Yıldırım- Size Anadolu sevdalısı deniyor. Anadolu’ya gönülden bağlı oluşunuzun size özgü bir nedeni var mı? Bu sevdanın sizde yansıması nasıl oluyor?      

Fikret Otyam- Sevdam, belli bir yere bölgeye /değil tüm Anadoluyadır bu canın da yaşadığı topraklara yani. İnsanına, havasına/suyuna, zengin fakir, bereketli bereketsiz toprağına. Yansıması, hepsine tarifsiz bir sevgi, ilgi. Bir Orta Anadolu çocuğu olarak, eski adıyla İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde okurken, 1950 yılında gazeteciliğe de başlamıştım, çeşitli nedenlerle gerekiyordu. Bedri Rahmi Eyüboğlu Atölyesi Yüksek Resim Bölümünü bitirince ki 1953 yılıydı, ilk kez Güney ve Doğu Anadolu topraklarına uzandım. Gördüklerim, yaşananlar ve yaşadıklarım bu insanların dili, gözü, kulağı, anlatıcısı yaptı beni. Yazılarım, fotoğraflarım, yaptığım resimler en büyük, inkârdan gelinmez kanıtlarıdır, sevdanın özüdür. 

Şahin Yıldırım- Yanılmıyorsam 25’in üstünde kitabınız, bir o kadar ödülünüz, bunların iki katı kadar resim serginiz ve yine bir o kadar da fotoğraf serginiz var. Bir sanatçının üretkenliğini besleyen nelerdir?                                          Fikret Otyam-Kitaplarım elliye yakın. Büyük bir kuruluş dört yüz, dört yüz elli sayfalık yaşamöykümü hazırlıyor, her şey en ince ayrıntısıyla saptanıyor ödülleri adedi de bunlar arasında, sırası gelende tek tek sayılacak. Sevgili dostum rahmetli Sait Faik’ten iki sözcük açıklar sorunuzun son bölümünü: “sevmekle başlar her şey”. Sevgi, illa sevgi ve bıkmadan ve usanmadan çalışmak, koşullar ne olursa olsun yılmadan, usanmadan çalışmak.                                                        Şahin Yıldırım- Sanat alanında birçok önemli dostunuz oldu. Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun öğrencisi oldunuz. Bu dostlukların size ne gibi katkıları oldu?      Fikret Otyam- Zamanla oluştu bu dostluklar. İki yıl, tüm hocaların hocası her zaman saygıyla, en içten sevgiyle andığım Çallı İbrahim’in öğrencisi oldum, Çallı, Bedri Rahmi’nin de öğreticisiydi. Bana da verdikleri güzellikleri, ışığı yüreğime kazıdım, öğretileriyle zenginleştim. 
Şahin Yıldırım- İkinci Dünya Savaşında toy bir delikanlıydınız, şimdiki noktanızdan geriye baktığınızda belleğinize acı veren birikimleriniz, deneyimleriniz, hatıralarınız var mı, varsa onlar kendilerine bir biçimde yer buldu mu sizin sanatsal üretiminizde?                                        Fikret Otyam-Kimse duymasın lütfen, 80’imi geçtim, yıllar içinde yaşananlar, tarihe tanıklık, bellekten silinmeyen acılı tatlılı olaylar yaşamı yaşam kılan her şey neden yansımasın sanata? 

Hiçbir dalda ustalık taslamadım

 
Şahin Yıldırım- Siz gazetecisiniz, röportaj ustasısınız, aynı zamanda fotoğraf sanatçısı ve ressamsınız. Sanırım yeni kuşaklar sizi daha çok bu son iki yönünüzle tanıyor. Resim ve fotoğraf. Bu ikisi aslında birbirine hem yakın hem de uzak gibi görünüyor; sizin için onları birbirinden ayıran veya birbirine yaklaştıran nedir?                                                                 Fikret Otyam- Bakü’ye bir gittiğimde TV’de yaptığım bir söyleşiden sonra sanırım ikram olsun diye Nazım Hikmet ustayla ilgili bir belgesel izlettiler. Bakü Üniversitesi’nde müthiş bir tören düzenlenmiş, salon hıncahınç dolu. Kürsüye her çıkan, konuşmalarla, şiirlerle Nazım ustayı nasıl övüyorlar anlatamam. Karşı konuşmasında Nazım ustanın bir cümlesi yıllardır kulağımda: “Hiç kimseyi yüzüne karşı övmeyiniz, övene değil övülene zordur.” Hiçbir dalda ustalık taslamadım, elden geleni yaptım o kadar. Yeni kuşaklar, zahmet olacak ama, araştırsınlar, kitap karıştırsınlar, bizi böyle yetiştirdiler, şimdi öyle mi ya? Şu bilgisayarın içinde yok yok, imambayıldı tarifini arayın elliye yakın tarif çıkar! Saydıklarınız bu can için et tırnak gibidir, anlatım araçlarıdır bunlar. Fotoğraf, yazılarımın inkârdan gelinmez tanığıdır. 
Şahin Yıldırım- Teknoloji hızla ilerliyor. Özellikle fotoğraf ve resim için yeni yeni olanaklar da elimizin altında. Bu hızlı teknik ilerlemenin bu iki sanat dalına olumlu veya olumsuz etkileri var mı, nasıl?                                                                   Fikret Otyam- Teknolojide bu hızlı gelişim ve değişimle de baş etmek olanaksız, asla tutucu değilim olmadım da, ama bunların verdiği olanaklardan uzak durmayı yeğliyorum, olanaklardan yararlananları görüyorum, neden olmasın? Gölge etmesin, şimdilik bunlardan istediğim “ihsan” bu.                    
Şahin Yıldırım- Resimlerinizde, fotoğraflarınızda Anadolu insanı, onların yaşama biçimleri var. Ama Anadolu kadınları ve özellikle de o kadınların gözleri öne çıkıyor. Anadolu kadınının gözlerinde siz neler görüyorsunuz, onları öne çıkarmanızı sağlayan nedir?                                      Fikret Otyam- Yine Nazım ustadan, kadınlar, bizim kadınlarımız diyordu. Onları yedi sekiz yaşımda Ortaanadoluda, Aksaray’da babamın eczanesinde çalışmaya başladığımda tanımaya başladım. Yüreğimden silemediğim nice olay hele hele ikinci dünya savaşı yıllarında. Sonra Anadoluya yayıldığımda onlar baş konum olmuştur, yazında, fotoğrafta ve elbette tuvalde. Hüznün yeri gözleridir, ama zamanla arınıyor, kıvanca dönüşüyor, bilmem hüzünsüz gözlerini çizmek/yapmak “kısmet” olacak mı? 

Ülkemizde ressam da var resim de 
Şahin Yıldırım- Ülkemizde resim ve ressam çok, en azından ben öyle biliyorum, ama acaba aynı derecede ciddi bir resim eleştirisi var mı? Resim eleştirisinde bir eksiklik, yetersizlik söz konusu mudur?                                                    Fikret Otyam- Haksızlık etmeyelim, ülkemizde ressam da var resim de. Eleştirmenlerle bir alış verişim yok, halkımın tarifsiz sevgisi, ilgisi, büyüktü küçüktü bir yapıtıma sahip olması mutluluğunu, hiçbir övgülü yazıya değişmem, değişmedim; gevezelikleri de umurumda değil. Bu yıllardır böyle.                                                                                       Şahin Yıldırım- Ressamlık bildiğim kadarıyla çok uzun bir yol ve ağır gidilen bir yolculuk.  Emeklerin meyveye dönüşmesi on yıllar alabiliyor. Oysa bir başka sanat dalında çok kısa sürede belli bir yer edinmek mümkün olabiliyor toplumumuzda. Bu durumu nasıl açıklamak gerekir; toplumumuzun resme uzaklığı mı, resim sanatının kendisinden kaynaklanan bir sonuç mu; yoksa başka bir şey mi?                                                                                                                    Fikret Otyam- Hepsi bu söyleşide var diye düşünüyorum.   
Şahin Yıldırım- Günümüz gençlerini anlatan bir resim yapsaydınız o resimde daha çok hangi rengi kullanırdınız,niçin?                                         Fikret Otyam- Saçına sakalına ak düşmüşte “beyaz” kullanırım, ama gençler için “özel bir renk” olup olmadığını bilemiyorum, varsa öğrenemeden gideceğim öte dünyaya.                                                     Şahin Yıldırım- Çok teşekkür ederim. Sizin gibi röportajla ünlenmiş birine soru sormak benim için dünyanın en zor işlerinden biri oldu. Soru sormada usta birine soru sormayı da istiyordum, ne yalan söyleyeyim, onca zaman karşısındakileri sorularıyla terletmiş değerli bir insana soru sormanın tedirginliğini taşıdım.     Fikret Otyam- Tüm canlara, kardeşlerime sağlık/esenlik ve başarı diliyor, ilginize yürekten teşekkür ediyorum Sayın Yıldırım.

 

ana sayfaya dönmek için lütfen tıklayınız